14 Şubat 2012 Salı

Trabzonspor mu? Sevgili mi?

       Uzun zamandır aklımda olan bir yazıydı. Hazır da sevgililer günü gelmişken, tam zamanı dedim. Bu yazıyı okuduktan sonra önce Trabzonsporluluk hakkında bildiklerinizi gözden geçireceksiniz, tüyleriniz diken diken olacak, sonra evet ya, ben de öyleyim aslında deyip kendinizi bulacaksınız bu yazıda. Bu bir bireyin kendini tanıma yazısıdır.
       En büyük Trabzonsporlu benim. Muhtemelen sizin için de sizsiniz. Tayfa oluşumunun çok sevdiğim bir sözü vardır. "Düşünsene sevgilim, seni Trabzonspor kadar sevdiğimi." Bilmeyenlere abartı gelebilir. Ama kaç insan, sevgililer gününde , bunu duvarında paylaşabilir? Tayfa sayfası bu yazıyı sevgililer gününde yayınlıyor, ve yüzlerce insan da profilinde paylaşabiliyor. Kızların ne kadar alıngan ve hassas olduklarını biliyoruz. Ya bunu bir kız erkek arkadaşına söylerse? Aşklar araya Trabzonspor'u kabul eder mi? Dinleyin bakalım...
     İnternet üzerinde saatlerce Trabzonspor konuşarak tanıştığım ama hiç görüşmediğim bir arkadaşım. İsim veriyorum, Burak Aydın. Kendisi Trabzon'da yaşamıyor. Gurbetçi. Üstüne bir de Dubai'ye gidiyor iş için. Aylarca memleket özlemi çekiyor, netteki sohbetlerimizle hasretini dindirmeye çalışıyor. En çok Trabzonspor'u özlediğini anlamak zor değil.
    Bir de kız arkadaşı var Trabzon'da. Çok seviyorlar, ciddiler ve sanırım düğünleri yakındır. Allah tamamına erdirsin deyip devam edelim. Dubai'den dönüp Trabzon'a ayak bastığı gün, Meydan'da bir yemek yeyip ilk kez yüz yüze buluşmamızı kutluyoruz. Ayağının tozuyla. Bir arkadaşı ve kız arkadaşı ile otururken, sanal dostluğumuzu reele çevirmek için müsaade istiyor yanıma geliyor, biz saatlerce Trabzonspor konuşuyoruz. Israrla çalan telefonu meşgule almasına içim el vermiyor. Sonuçta sevgilisi de özlemiştir, hakkıdır deyip hadi sen git diyorum.
    Aynı gün Trabzonspor'un Gençlerbirliği maçı var. Diyor ki, ya çok gelmek istiyorum ama, şimdi kız diyecek ki gelir gelmez Trabzonspor mu, bozmayalım arayı beraber Bordo Mavi'de izleriz. Ben de hak veriyorum ve ayrılıyoruz.
   Biz de arkadaşlarla topluca gidiyorduk, 2 arkadaşımız son anda gelemeyince, ben de Burak'ı arıyorum. Maça 45 dakika var. Kardeşim bak 2 bilet boşa çıktı diye çatlatma vereceğim. Burak, "Valla mı abi, yaa, şey, tamam abi geliyoruz, nerde buluşalım" diye kararsızlık ve eminlik arasındaki o ince çizgide dans eden bir ses tonuyla sordu.  Ben de, kardeşim emin misin bak sonra benim yüzümden ayrılmayın diye vicdan azabımı belirttim. Yok abi tamam geliyoruz dedi. Kız arkadaşıyla vedalaşıp eve gönderdi kızımızı. Yakın arkadaşını da aldı maça geldi.
   Buluştuk ama ben hala vicdan azaplarındayım. Kendi sevgilime bunu yaptığımı düşünüyorum, o melek yüzlü kız nasıl birden tek dişi kalmış canavara dönüşüyor görüyorum. Ve iki cümlede bir, şaşkınlıkla Burak'a bakıp, "La sana helal olsun deyip" gülüyorum.  Kız arkadaşının alınganlığından bahsediyor. Abi bişey olmaz alırız gönlünü er geç diyor. Ama yüzünde korku dolu bir ifade de yok değil. Ama Trabzonspor'u izleyecek olmanın da mutluluğunu görüyorsunuz çok net.
    Buraya kadar olan kısımda bile bir çoğunuzun takdirini kazandı bu çocuk. Ama asıl mevzu bu değil.  Dört , beş kez ben ya sana helal olsun diye şaşkınlığımı belirttikten sonra ne dese beğenirsiniz?  " Ya abi hepsi tamam da , bugün doğum günü olmasaydı iyiydi..."
    Sonuç bölümünü siz kendinize göre yazın, burda kelimeler tükendi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder